Skip to content

PKK’nin Kısa Tarihi
[1978-2002]

27 Kasım 1978′de Apocular olarak bilinen öğrenci grubu, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fîs köyünde yaptığı bir toplantı ile Partîya Karkerên Kurdistan (PKK – Kürdistan İşçi Partisi) adlı devrimci sol Kürt partisini kurdu ve genel sekreterliğine Abdullah Öcalan’ı seçti.

İlki 16 Eylül 1967′de yapılan Doğu Mitingleri ile başlayan ve 11 Mart 1970′te Kürdistan Demokrat Partisi adına Mele Mustafa Barzanî’nin Irak ile otonomi anlaşmasının imzalanması ve kanlı bir şekilde bastırılan Dersîm başkaldırısı sonrası sessizleşen kuzey Kürtlerini yeniden canlandırmıştı. Türkiye’de sol hareketlerin yükselişe geçtiği 70′li yıllar aynı zamanda Kürt yapılanmaları için de bir toparlanma zemini hazırlamış ve DDKO gibi oluşumlar yerini yavaş yavaş silahlı, irili ufaklı Kürt örgütlerine bırakmıştı. Bu sırada henüz netleşmemiş olan Sol-Kürt bilinci çeşitli alanlarda arayışlara sebep olmuş ve bazı Kürt örgütleri arasında da ciddi çatışmalara yol açmıştı.

1970′lerin başında önce DDKO, ardından Türk solundan bazı örgütlerde faaliyetlerde bulunan Abdullah Öcalan (4 Nisan 1949-Urfa), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde devam ettiği öğrenimi sırasında etrafına topladığı öğrencilerle yeni bir sol grup oluşturmaya başlar. Temel olarak o güne kadar dillendirilmemiş olan “Kürdistan bir sömürgedir” fikri üzerinden gelişen bu gruplaşma Öcalan’ın, 1 Mayıs 1973′te Çubuk Barajı’nda 6 arkadaşıyla birlikte yaptığı toplantı ile tamamen netleşmiş ve gruplaşma kararı verilerek grup kendini deklare etmişti. Aynı grubun 1974′te kurduğu Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD), bu grubun çalışmaları için yasal bir zemin oluşturmuştu. Dernek yöneticilerinden olan Abdullah Öcalan, derneğin kapatıldığı 1975′e kadar burayı çalışma üssü gibi kullanır ve çeşitli seminerler düzenleyerek fikirlerini yaymaya çalışır. Bu sırada Hayri Durmuş ile birlikte kaleme aldıkları 68 sayfalık Kürdistan Devriminin Yolu adlı broşür ile Abdullah Öcalan aslında izleyeceği yolu belirginleştirir.

1976′da Ankara Yüksek Mimar ve Mühendisler odasınca düzenlenen bir seminerde Abdullah Öcalan’ın Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeyi Kürdistan olarak tanımlaması, Kürtlerin, Türk devrimcilerinden ayrılarak bağımsız örgütlenmesi ve Kürdistan’ın Türkler için bir sömürge olduğunu dillendirmesi küçük çaplı da olsa bir kopuşun başlangıcı olur. Bu tartışmalar Apocular’ın Ankara’dan, dahası Türkiye’den ayrılarak yönlerini Kürdistan’a çevirmesi anlamını taşır ve grupta yer alan bazı Türklerin ayrılmasına sebep olur.

1977 yılının Ocak ayında yapılan Dikmen ve Tuzluçayır toplantılarında karara bağlanan ‘Kürdistan’a Dönüş’ fikri, bundan sonra Kürdistan’da da çatışmalara sebep olacak bir yönelmeyi de beraberinde getirir. Bu sırada Öcalan, Dersîm Kürtlerinden olan Kesire Yıldırım ile evlenir. Öcalan dışındaki bütün kadrolar başta Urfa, Antep, Diyarbakır, Mardin, Elazığ, Bingöl, Tunceli, Kars ve Ağrı olmak üzere çeşitli Kürt kentlerine dağılır ve burada propaganda faaliyetlerine başlarlar. 1977 yılının Nisan ve Mayıs aylarında Abdullah Öcalan, Ankara’dan ayrılarak Ağrı, Kars, Dersîm, Karakoçan, Diyarbakır ve Antep gibi Kürt illerinde bir geziye çıkar ve burada sempatizanlarıyla buluşur. Bu gezi sırasında ünlü Kürt filozof ve şairi Ehmedê Xanî’nin mezarına uğraması da ilerde üzerinde özellikle duracağı bir nokta teşkil eder. Apocular, Ulusal Kurtuluşçular, Kürdistan Devrimcileri ve Talebeler adıyla hızla büyüyen bu yapılanma yer yer Kürt ve Sol örgütlerle de sokaklara varıncaya kadar bir çatışma içine girer. Bu çatışmaların neticesinde 18 Mayıs 1977′de Apocuların önde gelenlerinden Türk kökenli Haki Karer, Antep’te öldürülür. Bu noktadan sonra Apocular bölgede hem güçlenir hem de diğer örgütlere yer bırakmamak için çalışır.

Tarihler 27 Kasım 1978′i gösterdiğinde Abdullah Öcalan ve arkadaşları Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fîs köyünde 22 delegeden oluşan bir toplantı düzenleyerek Nisan 1979′da Partîya Karkerên Kurdistan (PKK – Kürdistan İşçi Partisi) adını alacak olan siyasî partiyi kurarlar. Bir ‘Kuruluş Bildirgesi’nin de yazıldığı bu toplantı aslında 1980′den başlayarak günümüze kadar sürecek bir halk başkaldırısının başlangıcı olduğu gibi aynı zamanda hem karakteri hem de yapısı zamanla evrilecek olan PKK’nin ilk kongresi olacaktır. Divan Başkanı olarak Mehmet Hayri Durmuş’un bulunduğu ve Abdullah Öcalan’ın genel sekreter seçildiği toplantıda Cemil Bayık yardımcılığa, Şahin Dönmez yürütme kuruluna, Mehmet Karasungur askerî yapılanma ve organizasyon sorumluluğuna, Mazlum Doğan istihbarat ve ekonomik yürütme sorumluluğuna seçilecek ve toplam 16 kişinin görev aldığı bu kongreyle Mehmet Hayri Durmuş ile Kesire Öcalan da yürütme kurulu üyeliğine getirileceklerdi. Kürdistan’ın sömürgecilerden kurtarılması ve bağımsız bir Kürt devletinin kurulması yanında feodalizmin, sömürgeciliğin ve sınıfsal ayrımların ortadan kaldırılmasını amaç edinen bir manifesto ile yeni adıyla PKK, Türk devletinin bölgedeki bütün görevlililerini işgalci ve bölgede Türk devletini destekleyen kişi ve toplululukları da hain ilan etmiş ve bunlarla savaşmak için her türlü mücadeleye girileceği belirtilmişti. Nitekim 1980′lerden sonra adı sıkça duyulacak ve Türkiye’nin yanısıra Ortadoğu’da ve hatta dünyada büyük yankılar uyandıracak olan bu örgütün adı, yaygın biçimde 30 Temmuz 1979′da Adalet Partisi Urfa Milletvekili Celal Bucak’ın ikametgahına düzenlenen ve Bucak’ın ağır yaralanması ile sonuçlanan eylem ile duyuldu.

Bu arada PKK’nin kurulmasından çok kısa bir zaman sonra, 19 Aralık 1978′de, solcu Kürtler ile sağcı Türkler arasında çıkan bir çatışma ortalığı iyice karıştıracaktı. Maraş’ta resmî rakamlara göre 105 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamla birden bire gerilen ülke ortamına asker damgasını vuracak ve 11 Kürt ilinde sıkıyönetim kararı alacaktı. Daha sonraları Alevi-Sünni çatışması olarak duyurulacak olan olaylarda ölen bütün kişilerin Kürt olması dikkatlerden kaçmazken bunun Kürtlere yönelik bir uyarı ve hatırlatma olduğu da konuşulacaktı.

1979 yılı şüphesiz PKK ve Kürtler açısından büyük önem arzedecekti. Ocak ayında Kızıltepe’nin Tilermen köyünde PKK Bülteni, Mayıs ayında ise Antep’te çıkarılmaya başlanan Serxwebûn (Bağımsızlık) adlı yayın PKK çizgisinin sesi olacaktı. Bu arada siyasî zekası su götürmez bir gerçek olan Abdullah Öcalan, Türkiye’nin gidişatını arkadaşlarıyla değerlendirecek ve o güne kadar kimsenin görmediği bir gerçeği farkedecekti. Mayıs ayının ilk haftasından başlayarak anî bir kararla Öcalan, neredeyse bütün yönetici kadrolarını Urfa’ya çağırtmış ve Maraş olayları ile başlayan dalgalanmayı anlatarak askerî bir darbenin olabileceği düşüncesi üzerinde durmuştu. Nitekim verdiği kararla kadrolar ve Abdullah Öcalan’ın kendisi 12 Eylül 1980 tarihindeki askerî darbe olmadan Suruç üzerinden Türkiye’yi terk edeceklerdi. Fakat geriye kalanlar için hiç de iyi olmayacak bir tablo ortaya çıkacak ve 650 binden fazla insan gözaltına alınarak işkence edilecek, 7 binden fazla insan idamla yargılanacak, 514 kişi için idam kararı verilecek ve 320 kişi açıklanmayan biçimlerde öldürülecekti. PKK’nin Türkiye’de tutuklanan kadroları ise Diyarbakır Cezaevinde büyük bir direniş sergileyecek, özelikle yöneticilerden bazıları açlık grevleri ve kendini yakmalar ile hayatlarına son vereceklerdi. Toplamda 1500 kişiyi bulan PKK’li sanıkların bulunduğu davalar başlayacak ve 73 kişi idam cezasına çarptırılacaktı.

Suriye’ye geçen PKK’liler aynı zamanda Avrupa’da da faaliyet göstermenin yollarını aramakta ve darbe ile yurtdışına kaçmış olan Kürtler arasında örgütlenme çalışmaları yürütmekteydiler. Suriye ve Lübnan’da bulunan bazı alanlara yerleşen PKK’li gruplar, özellikle çok önceleri Lübnan’a göçmek zorunda kalmış bazı Kürtlerin ve Filistinli devrimcilerin desteğiyle burada üslendiler. Suriye denetimindeki Bekaa vadisinde kamplar kurdular ve Filistinli gerilla gruplarından askerî eğitim aldılar. Bu sırada Kürdistan Demokrat Partisi’nin de desteğini alan Öcalan, Güney Kürdistan’a yerleşmek için bazı grupları kamp kurmaları için buraya gönderdi.

Askerî eğitim kadar siyasî ve ideolojik eğitime de önemin verildiği bu süreç PKK’nin ve Öcalan’ın fikirlerinin olgunlaşması için büyük bir imkân sağladı. PKK, 1981′in Mart ayında I. konferansını düzenledi ve Kürdistan’ın durumu tartışılmaya başlandı. Askerî hazırlıkların başlatılması kararının alındığı konferans aynı zamanda Güney Kürdistan’la ilgili girişimler de barındırıyordu. Bağımsızlık fikrinin tümden kabul edildiği bu konferansı 20-25 Ağustos 1982′de “ülkeye dönüş” kararının alındığı II. kongre izledi. 1983 sonbaharında gerilla faaliyetlerinin başlatılmasının karara bağlandığı bu kongrenin ardından küçük gruplar halinde Türkiye’ye giren ve bazı küçük çatışmalar yaşayan PKK’liler, 1984 yılında partinin askerî kanadı olan Hêzên Rizgarîya Kurdistan’ın (HRK – Kürdistan Kurtuluş Güçleri) kuruluşunu ilan etti ve ilk büyük ölçekli silahlı eylemlerini yaptı. Bağımsız Kürdistan istemiyle silah kullanacağını ilan eden HRK’nin başında 28 Mart 1986′da bir çatışmada vurulacak olan Mahsun Korkmaz bulunmaktaydı. 15 Ağustos 1984′te Hakkâri’nin Şemdinli ile Siirt’in Eruh ilçelerinde yaptıkları eşzamanlı silahlı eylemler ile uzun süreli halk savaşına başladıklarını ilan eden PKK, bu tarihten sonra Türk askerî güçleriyle sürekli bir çatışma halinde oldu.

21 Mart 1985′te Enîya Rizgarîya Neteweya Kurdistan (ERNK – Kurdistan Halk Kurtuluş Cephesi) adıyla örgütün siyasi kanadının kurulduğu ilan edildi. 25–30 Ekim 1986′da Lübnan’da III. kongresini yapan PKK, askerî kolu olan HRK (Hêzên Rizgarîya Kurdistan – Kürdistan Kurtuluş Güçleri) adlı yapısını lağvederek Arteşa Rizgariya Gelê Kurdistan (ARGK – Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) adlı askerî kanadını kurdu. Aynı dönemlerde PKK’nin askerî okulu olan Mahsun Korkmaz Harp Akademisi kuruldu. Bu tarihten sonra daha çok Suriye üzerinden Türkiye’ye geçen gerilla grupları alan taramaları yaparak 1990′lara kadar düşük yoğunluklu bir tempoda saldırılarını gerçekleştirerek zamanla bütün Kürt illerine hükmetmeye başladılar. 17 Mart 1989′da başlayan Serhildanlar Dönemi ise PKK’nin aslında askerî bir zaferden çok, halk ayaklanması ile Türk güçlerini Kürdistan’dan ’söküp atmayı’ hedeflediğini ortaya çıkarıyordu. 90′ların ortalarına kadar süren halk ayaklanmaları dünyanın gözünü buraya çevirmesini sağlayacaktı.

Mayıs 1990′da II. Konferansını Lübnan’da düzenleyen PKK, bu konferansla birleşik bağımsız ve sosyalist Kürdistan üzerinde yoğunlaştığını deklare etti ve Kürdistan’da kurtarılmış bölgeler elde etmenin zamanı geldiğini vurguladı. Bu kongreyle eylemlerini kırdan kentsel alanlara aktarma kararı aldı. Nitekim bu tarihten sonra PKK, Lübnan’dan ayrılacak ve KDP’nin lojistik desteğiyle Kürdistan’a yerleşmeye başlayacaktı. 26 Aralık 1990′da IV. Kongresini Güney Kürdistan’ın Haftanin bölgesinde yapan PKK, burada büyük bir kamp inşasına girişti. Bu arada dünyadaki diğer gelişmelerle birlikte PKK de kendini yenileme kararı aldı. SSCB’nin dağılması ve sosyalist blokların çökmesi üzerine PKK, Marksist ideolojisinden ve sosyalizm ısrarından da vazgeçtiğini açıkladı ve Öcalan’ın “Kürdistan potasında erimemiş bir sosyalizm, bizim sosyalizmimiz olamaz” sözü bu döneme damgasını vurdu.

1990′ların başı PKK’ye yüksek katılımların yaşandığı bir dönem oldu. Şehirlerde ’serhildan’ yapan kadrolar ve silahlı güçleriyle PKK kısa bir zaman diliminde dünyanın en büyük silahlı gerilla grubu haline geldi. Kimi bağımsız kaynaklara göre bu dönemde PKK’nin faal gerilla sayısı 30 bini aşmaktaydı. Bu büyüme, başında Turgut Özal’ın bulunduğu Türkiye’yi de hem uluslararası arenada zor durumda bırakacak hem de ülkeyi bir kaosa sürükleyecekti. Kürdistan’ın çeşitli şehirlerinde başlayan faili meçhul cinayetler ve Kürtlere uygulanan baskılar da giderek yoğunluk kazanmaktaydı. PKK, 1984′ten itibaren sürdürdüğü silahlı mücadelenin çeşitli evrelerinde bayrağını ve programını değiştirmek gibi önemli kararlar aldı, önemli ateşkesler ilan etti. Ateşkeslerin ilki 17 Mart 1993′te ilan edildi. Bu arada basına da yansıyan biçimiyle Türkiye ile PKK arasında barışa dair adımlar atıldığı iddia edildi. 16 Nisan 1993′te Abdullah Öcalan, Beyrut’ta düzenlediği bir basın toplantısıyla ateşkesi süresiz uzattıklarını açıkladı. Fakat ne tesadüftür ki kendisi de bir Kürt olan ve bu sorunu bitirmek isteyen Turgut Özal bir gün sonra, 17 Nisan 1993′te öldü. Bu ateşkes de henüz aydınlatılamayan ve PKK’nin bazı organlarının da reddettiği bir eylem ile, 24 Mayıs 1993′te Bingöl-Elazığ karayolunda 33 askerin öldürülmesi olayıyla sona erdi. Böylece Türkiye ile yürütülen barış görüşmeleri de suya düşmüştü.

5-15 Mart 1994′te III. Konferansını düzenleyen PKK, silahlı eylemlerin artırılması kararının almış ve aynı zamanda PKK’nin Türkiye ile arasındaki durumu reel savaş olarak adlandırmaya başlamıştır. Öcalan’ın bu konferansta kullandığı “Savaş gerçekliğine sığmayan anlayışları yerle bir edelim” sözü, bu dönemde Türk ordu güçleri ile PKK arasındaki çatışma ortamını daha da gerginleştirmiş ve PKK metropollerde eylemelere başlamıştır.

8-28 Ocak 1995′te V. Kongresini yapan PKK, önemli değişikliklerde bulunarak Kürdistan’daki diğer gruplara da açılım sağladı ve bayrağındaki orak-çekiç figürünü çıkararak yerine meşale kullanmaya başladı. Kürtlere göre daha ılımlı bir sosyalizmin ideoloji olarak belirlendiği bu kongre aynı zamanda Avrupa’nın da faaliyet merkezi olarak seçildiği bir kongre olmuştur. Bu kongreyle tüzük ve programda bazı değişmelere gidilmiş, en önemlisiyse PKK, artık Türk ordusuna karşı ordulaşma stratejisi geliştirilmesi kararına varmıştı. Bu arada Genel Sekreter Abullah Öcalan’a Şam’da bombalı suikast düzenlendi. Öcalan’ın yara almadan kurtulduğu bu saldırı karşılığında PKK, bazı şehirlerde büyük eylemler yapmaya başladı. Fakat PKK yine bir basın açıklamasıyla 15 Aralık 1995′te ikinci kez tek taraflı ateşkes ilan eder.

1 Mayıs 1996′da partinin IV. Konferansı yapıldı ve konferansta bir tür kurtarılmış bölge olan ‘kızıl alanlar’ın oluşturulması kararı alındı. İntihar eylemlerine odaklanılan bu konferansta otorite ve eylem arasındaki bağ üzerinde durulmuş ve koruculara yönelik bazı yaptırım kararları alınmıştı. Bu tarihten başlayarak PKK içinde bazı ayrışmalar da başladı ve 15 Mart 1998′de partinin V. Konferansı yapıldı. Türkiye’nin Suriye ile restleşmesi üzerine 1 Eylül 1998′de PKK lideri Abdullah Öcalan üçüncü kez tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini duyurdu ve sorunun çözülmesi için uluslararası arenada bazı girişimlerin yapılması gerektiğini belirtti. Bu arada 9 Eylül’de Süleyman Demirel, Suriye’yi tehdit ederek Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi gerektiğini söyledi. Tarihler 30 Eylül 1998′i gösterdiğinde Türk ordu birlikleri, Suriye sınırının çeşitli mıntıkalarına askerî yığınak yapmaya başladılar. 3 Ekim’de bunu gümrük kapılarının kapatılması izleyince Suriye, tam 20 yıl sonra, PKK’ye sunduğu imkanları geri çekmek zorunda bırakıldı. Tarihler 9 Ekim 1998′i gösterdiğinde Abdullah Öcalan’ın Suriye’den ayrıldığı açıklandı. Bu arada durumu protestolar başladı ve Erdal Aksu adlı PKK’li, 29 Ekim 1998′te Türk Hava Yolları’na ait Adana-Ankara seferini yapan yolcu uçağını kaçırdı. Bir operasyonla öldürülen Aksu’nun son sözü “Kürtleri seven herkesi selamlıyorum, yaşasın bağımsız Kürdistan” olmuştu.

Ne var ki bir süre Rusya’da kalan Öcalan, 12 Kasım 1998′de İtalya’ya geçti. Avrupa’ya çıkışını “Rolümü siyasi kanalda oynamak istiyorum” sözleri ile açıklayan PKK lideri, 25 Kasım 1998′de 7 maddelik bir çözüm paketini avukatları aracılığıyla kamuoyuna açıkladı. Aynı gün PKK’nin resmî televizyonu MED TV’ye konuşan Abdullah Öcalan’ın şu sözleri Kürtler için büyük bir umuda dönüşecekti: “Ankara’dan ayrıldık partileştik, Ortadoğuya gittik ordulaştık, dünyaya açılıyoruz devletleşeceğiz.” Ancak Avrupa ülkelerinin sorumluluk almaktan kaçınması ve Türkiye’nin yürüttüğü bir dizi diplomatik faaliyetler Öcalan’ın kısa bir süre sonra Roma’dan ayrılma kararı almasına neden oldu. 16 Ocak 1999′da Roma’dan ayrılan Öcalan, önce Rusya’ya ardından da aynı gün Yunanistan’a geçti. Burada yürüttüğü faaliyetler sonuç vermeyince 31 Ocak 1999′da Beyaz Rusya’ya giden Öcalan, aynı gün Yunanistan’a döndü. 2 Şubat’ta tekrar Yunanistan’dan ayrılan Öcalan, özel bir uçakla Kenya’ya götürüldü ve tutuklandığı 15 Şubat’a kadar burada kaldı. 15 Şubat 1999′da CIA’nın yürüttüğü ve bağımsız gözlemciler tarafından uluslararası hukuk kurallarına uymadığı belirtilen bir operasyonla tutuklanan ve Türkiye’ye teslim edilen Öcalan, aynı gün “yasak bölge” ilan edilmiş olan Marmara Denizi’ndeki İmralı Adası’na nakledildi ve 31 Mayıs 1999′da yargılanmasına başlandı.

Bu arada kuruluşundan itibaren genel sekreter seçilen Öcalan’ın katılmadığı yeni bir kongre yapıldı. Xakurk’ta 1999 Şubatının son günlerinde yapılan 6. kongre ile İmralı Adası’nda mahkûm edilmiş olan Abdullah Öcalan, yeniden PKK Genel Başkanı olarak seçildi.

2 Ağustos 1999′da tutuklu bulunduğu İmralı’dan bir çağrıda bulunan Abdullah Öcalan, Kürtlerin silahlı mücadeleye son verip siyasal alanda yerini almaları gerektiğini belirterek gerilla güçlerinin de Türkiye sınırlarının dışına çekilmesini istedi. 15 yılı aşkındır devam eden çatışma ortamının sona ermesi umudu doğuran bu çağrıyı PKK Başkanlık Konseyi 5 Ağustos 1999′da yanıtlayarak liderlerinin çağrısına uyacaklarını belirtti. 6 Ağustos’ta bir açıklama yapan ARGK, Öcalan’ın çağrısının kendileri için emir olduğunu belirtti. 25 Ağustos’ta PKK Başkanlık Konseyi, 1 Eylül’de başlatmayı düşündükleri gerillaları sınır dışına çekme işlemine, Marmara bölgesindeki 17 Ağustos Depremi sebebiyle erken başladıklarını duyurdu. Bu arada 1 Ekim 1999′da I. Barış ve Demokratik Çözüm Grubu adıyla 8 kişilik bir heyet Şemdinli’den Türkiye’ye giriş yaparak teslim oldu. 29 Ekim’de ise II. Barış ve Demokratik Çözüm Grubu adıyla yeni bir PKK’li heyet Avrupa’dan Türkiye’ye geldi. Kürt sorununun çözümü için resmî adımların beklenildiği bu dönemde bu heyetler tutuklandı ve farklı cezaevlerine konuldu.

PKK’lilerin Türkiye sınırlarının dışına çekilmesi sırasında bazı iddalara göre 900 dolayında PKK’li gerilla devlet güçlerince öldürüldü. Bazı gerilla grupları ise Öcalan’ın yeni sürecine katılmamayı tercih ederek Dersim ve Muş gibi bölgelerde Türk ordu güçleriyle çatışmalarını sürdürdüler. Büyük bir dönüm noktası olan bu zaman dilimi aynı zamanda Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki flörtün de en iyiye gittiği bir dönemi teşkil etti. Ne var ki işte tam da bu dönemde PKK, 27 Aralık 2001 tarihinde Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan Avrupa Topluluğu Resmî Gazetesi’nde yayımlanan bir rapor ile terör örgütleri listesine alındı. Bu tarihten sonra PKK’nin içe kapanma süreci başladı ve 10 Nisan 2002′de yapılan bir kongreyle PKK, kendisini feshettiğini açıkladı. Her ne kadar bu karar isim olarak Partîya Karkerên Kurdistan’ın feshi olduysa da yine Abdullah Öcalan’ı lider kabul eden ve görüşlerini sürdüren, sırasıyla, Kongreya Azadî û Demokrasîya Kurdistan (KADEK – Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Kongresi), Kongra Gelê Kurdistan (KONGRA-GEL – Kürt Halk Kongresi) ve Koma Ciwakên Kurdistan (KCK – Kürdistan Toplulukları Birliği) gibi üst parti ve kongre örgütleri kuruldu…

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Share on Tumblr0Email this to someoneShare on Google+1